Giriş Kayıt

Giriş

İnsanoğlu garip bir mahlukat. Bazen hırslarının, bazen aklının, bazen hayallerinin kurbanı olur. Bazen de olmadık yerlerden ummadık başarılar çıkartır.

Tarih bunun örnekleri ile dolu. Ne savaşlar hiç yoktan çıkarken, hırsının kurbanı olan bir çok kral, padişah bulunur. Bir bakarsın bir kahraman çıkar olunmazı olur yapar. Tarih yazar. Kurtuluş savaşı bence en iyi örneklerden biridir bu konuda. Derler ya insanoğlu bu Deli'de çıkar Veli'de...

Şimdi ise farklı bir dönem. İletişim çağı. İstediğin gibi fikrini yaz, paylaş, söyle. Her şey ortada, kilometrelerin anlamı yok. Bir telefon bir internet her iletişim engelini ortadan kaldırıyor. Kendimizi daha iyi ifade edebileceğimiz bir çok argüman var artık. Var ama her şey söylendiği, her şey paylaşıldığı için çoğunlukla ortada bilgi kirliliği, kurunun yanında yanan yaşlar, alim ile zalim, okumuş ve cahil aynı kefede aynı görüntüde olabiliyor.

Müsaadenizle yukarıda yaptığım giriş ile ilgili son günlerde yaşadığım bazı tecrübeleri paylaşacağım. Yorum siz meslektaşlarımındır. Bakın insanların olaylar karşısında ki akıl tutulmaları nasıl ilginç haller alıyor;

Daha önce paylaştığım gibi ben yıllardır konuşulan ve olmasını bir çoğumuz gibi arzu ettiğim derneğimizi ve gönüllülerini duyunca koştum üye oldum. Sonra da neler yapabilirim diye ve özellikle nasıl üye katabilirim diye çevremdekilerle paylaşmaya, konuşmaya başladım. Hem heyecanlı hem de istekliydim açıkçası. Konuştuğum arkadaşların bir kısmı hemen kabul ederek memnuniyetle üye olmak istediler. İyi bir başlangıç yaptığımı düşünmekteydim. Fakat ondan sonra karşıma öyle manzaralar çıktı ki şaşa kaldım. Nutkum tutuldu açıkçası. Bir kaç karşılaştığım soru ve tepkiyi, tüm çıplaklığı ile özür dileyerek sizlerle de paylaşmak istiyorum;

  • Bu dernek ne işe yarar ?
  • Neden üye olup para vereyim ki ?
  • Bize ne verecek ki dernek ?
  • Atılınca kurtaracak mı bari ? (Gülüşmeler.)
  • Bu üyelik parası niye ?
  • Neden bu kadar çok ?
  • Bu paraları ne yapıyorlar ? (!)
  • Fişte veriyorlar mı bari ? (Gülüşmeler.)
  • İşiniz gücünüz mü yok deli misiniz ?
  • Boş iş bunlar.
  • Firmalar izin verecek mi bakalım ? (Endişe)
  • Mümessillerden dernek mi olur ?
  • Kimse sahip çıkmaz ?
  • Her mümessil birbiriyle rekabet ederken, derneğe üye olup birlik mi olacaklar ?
  • Kursunlar derneği lokalde içeriz. (Gülüşmeler)

Benzeri bir çok soru, eleştiri, kaygısızlık, hakir görme, inançsızlık, güvensizlik bazen de alay. Hem de hiç az değil bayağı da çoktu bu laflar.

Bu tabloya ben şöyle değerlendiriyorum aslında;

"Böyle Gelmiş Böyle Gider"

"Akıntıya kürek mi çekilir"

Bunları duyduğumda önce büyük bir kızgınlık hissettim. Kendimi kontrol etmede güçlük çektim. Tavırlara ve yaklaşımlara inanamadım. Çok moralim bozuldu. Karşımda ki meslektaşımın profiline bakınca genellikle benden genç, beyaz yakalı denilen, üniversite mezunu, bazıları dil bilen, dinamik, prensip sahibi gözüken, yeri gelince sosyal medyadan ülke kuran veya kurtaran, akıllı, mantıklı, uyanık, bakımlı, kültürlü, sosyal, eğlenceli, ayağı yere basan, geleceğimiz denilen insanlar grubu.

Çalışırken türlü zorlukları aşmak için, eğitim alan, stresle başa çıkan, metodik, mücadeleci başarılı olmak için hırslı insanlar. Ama... Bir araya geldiğimizde de çalışma sistemini eleştiren, bu iş yapılmaz diyen, şöyle olmalı böyle olmalı diyen, işten zorunlu ayrılan arkadaşlarına uzaktan üzülen, ben zaten bu işi bırakacağım diyip yıllardır aynı yerde çalışan, işleri iyi giderken konuştu mu mangalda kül bırakmayan umursamaz, kötü gitti mi bu bölge kötü diyen moralsiz aynı meslektaşlarım. Belki de ben. İşten ayrıldı mı kırmızı kart yemiş futbolcu gibi sahadan yok olan. Firmasına göre de muamele gören, bugün var, yarın yok olan değirmenin suyu meslektaşlarım. Sonra... Neden ve niçinler düşünmeye başladım. Yakın arkadaşlarımdan fikir aldım. Durumu irdeledim. Önce korkularımızın esirimiyiz diye düşündüm. Yoksa Stockholm sendromu olabilir veya sürü psikolojisi diye düşündüm.

İnanmıyoruz belki de birbirimize, Ya deliyiz veya veli... Açıkçası mantıklı bir açıklama tam bulamadım. Lütfen sizler bu duruma cevap verebilirseniz sevinirim...

Mesleğimde öğrendiğim en önemli konulardan biride insanoğlunun muhteşem yeteneklerinden biri oldu. Her duruma her şeye adapte olmak, kabullenmek. Aleyhinde olsa bile...

Bu konuda, ben dahil çok kabiliyetli olduğumuzu birebir gördüm ve yaşadım. Bildiğiniz gibi sektör olarak, çalışanlar olarak ne fırtınalar gördük, geçirdik.

  • Fiyat düşüşleri,
  • Firmaların kadro azaltmasıyla beraber hızla eriyen tıbbi mümessil sayısı,
  • Artan sorumluluklar ve baskılar.
  • İllegal görülen uygulamalar v.b.

Şimdi de ÜTE Sınavı ve maliyeti. Sonrası Allah Kerim...

Tabir yerindeyse gıkımız çıkmadı. Aldık tazminatlarımızı önce ek paketlerle, sonra bazen tazminatsız, bazen de kendi irademizle çekip gittik. Kalanlarda değişime adapte olmaya ve durumu kabullenmeye çalıştık. Başardık. Ama biraz bencilleştik. Başka bir sektörde bu durum yaşansaydı ne olurdu acaba diye hep düşünmüşümdür ?

En büyük yalan, en büyük kandırmaca, insanın kendine söylediğiymiş. Bizlerde konumumuz bozulana kadar bu şekilde çalışıyoruz herhalde, hep böyle gidecekmiş gibi. Bence fark oluşturanlar güçlü beyni kadar güçlü yüreği olanlar. Onlar oldukça umut her zaman vardır. Tarihi de, onlar değiştirir zaten. Tıpkı büyük yürekli dedelerimiz gibi. En başta da yazdığım gibi dedelerimiz gerçek "yokluk" içinde "var" olmanın mücadelesini vermişler. Birlik olmuşlar, kenetlenmişler... Torunları olarak bizler onlarla kıyaslanabilir miyiz bilemiyorum açıkçası ama "varlık" içinde "yokluk" yaşadığımız kesin.

Ancak, evliyseniz çocuğunuza, bekarsanız evleneceğiniz eşinize, hiç olmadı annenize babanıza tıpkı kendinize yaptığınız gibi, günü kurtarmak adına söylediğiniz gibi, lütfen yalan söyleyin. İyi bir iş ve meslek sahibi olduğunuzu, ilkelerin adamı olduğunuzu, doğru olmanın, birbirine sahip çıkmanın, birlik olmanın önemini, mantığın, bugünün değil yarının, birlikten güç doğacağının, emekçinin değil vahşi kapitalizmin, meslek sahibi olmanın önemini, düşenin dostu olmanın, birbirine sahip çıkmanın, onurun ve mücadele etmenin önemli olduğu yalanını söyleyin lütfen herkese, haykırın...Böylece aslında kendimize bile güvenmediğimizi görün.

Büyük yürekli, büyük düşünen tüm meslektaşlarımı, onurlu, etik ve güçlü olmak, potansiyelimizi göstermek adına bir kez daha dernek nasıl olurmuş, birlik nasıl kurulurmuş görmeye, göstermeye davet ediyorum. Gelin hep beraber suyun akışını biraz da olsa değiştirelim. Sırtımız dönmeyelim, gören göz, işiten kulak olalım, yol olalım...

Tüm meslektaşlarıma saygılarımla...

 

YOL

yolYol; yol olmak ister, üstünde yolcu ister,

Özlemlerin başladığı değil, bittiği yer olmak ister,

Amaç ister, üstünden geçenlerden dikkat ister,

Sevenleri birbirine kavuşturmak ister...

Zor olsa da yamaçları,

Yol ustalık ister,

Dönerken virajları, geçecek yürek ister.

Aşmak için uzakları, gözü pek adam ister.

Yol telaş sevmez, yol sabır ister...

Tüm Meslektaşlarımın güzel bir yolu olması dileklerimle...

Murat TENKER

Okunma 4645 defa Son Düzenlenme Perşembe, 16 Temmuz 2015 12:14
Yorum eklemek için giriş yapın